Şeytana sempati

Bir varmış bir yokmuş, her şeye gücü yeten bir varlık varmış ve başka bir şey de yokmuş. Dine inanlar ona "Tanrı" derlermiş; ancak geleneksel tanrıdan oldukça farklıymış. Doğru, o her şeye kadir ve mutlaktı; doğru, o her şeyi biliyordu; fkat hep iyi ve cömert olmak yerine hep kötü ve cimriydi. Birçok kşi benim Tanrı'nın kovduğu melekten yani şeytandan bahsettiğim sonucuna varabilir. Ondan "Şeytan" diye bahsetmeliyim; ancak tekrarlıyorum, her şeye gücü yeten tek varlık odur. Onu yaratan bir Tanrı yoktu. Başlangıcı yoktu. Şeytan bizimkine çok benzeyen bir alem yaratmayı seçti. Yıldızları ve gezegenleri vardı ve bunların en az birinde -Dünya- bizimki gibi bir hayat vardı. Dünya her açıdan bizimkinin aynısıydı: Okyanusları ve dağları, insanları ve milletleri vardı. Sıcak birasıyla, kriket ve futboluyla İngiltere vardı; maçlarda İngiliz takımlarının ka­çırdıklarına ve ıskaladıklarına keyiflenen İskoçlar vardı. Muntazam çizgileriyle kaplanlar vardı, orkideler, birçok gereksiz alarm, cep telefonları, özel tasarım kıyaftler ve tekno müzik vardı. Taç yaprakları, kirpiler ve cıvıldaşan güvercinler; güvenli yasalar, güneşlenen ceylanlar, iyi dilekler -tabii bir de Ulusal İngiliz Operası- vardı.

Evrenin başlangıcını tartışan insanlar vardı. Kiliselerin, sinagogların, tapınakların ve camilerin yanı sıra dini metinler -İncil ve Kuran- vardı. Ve insanlar, harika, yüce ve her şeyiyle iyi olan Tanrı'ya ibadet ettiler. Hatta bazı­ları inayetinin, kutsal vahiylerinin ve emirlerinin serçeden insana herkes için olduğunu iddia ettiler.

Şeytan her şeye gücü yeten iyi Tanrı'ya edilen bu yanlış ibadete gülüp geçmeyi denedi. Dini metinlerin oluş­masını kasten, ama şaka olarak ayarladı. İçindeki şeytanlık onu çılgına çevirdi ve keyfni kaçırdı. Şeytana tapan birkaç kişi dahi, şeytanı, her şeye gücü yeten tek varlık olarak görmekte zorlanmaya başladı.

Şeytanı en çok kızdıranlar ise teologlar, flozoflar ve hatta kötü ve acı problemini tartışan insanlardı. Her şeye muktedir ve bağışlayıcı bir Tanrı -onların yanlışlıkla taptıkları- varken nasıl oluyor da acıyla sonuçlanan pek çok kötülük var olabiliyordu? Şeytan düşündü: Evrenin gidişini birçok acı ve zamanla artan bir sefletle donatırsa, düşünen insanlar, her şeye kadir ve tüm kötülüklerin yaratıcısı bir varlığın olması gerektiği sonucuna varacaklardı: Şeytan. Onlar "iyi"yi tartışıyor olmalıydılar. Şeytan'ın varlığına işaret eden bu kadar çok kanıt varken esas mesele iyiliğin niçin var olduğu olmalıydı.

Dindarlar için, evren, her şeye muktedir iyilik dolu Tanrı'nın kanıtıdır. Dünyanın belli bazı özelliklerinin bir yaratıcı-tasarlayıcının olması gerektiğine işaret etti­ğini iddia ederler. Bununla birlikte John Stuart Mill'in 19. yüzyılda belirttiği gibi, eğer dünyaya, her şeye gücü yeten bir yaratıcının hangi özelliklere sahip olduğunu anlamak için analojik olarak ciddi bir şekilde bakarsak o yaratıcının adını karalayacak ezici kanıtlar buluruz. Milyonlarca insan hastalıktan veya açlıktan acı çekti, acı çekiyor ya da acı çekecek, genel olarak da acılar içinde ölüyor. Bu acılara umutsuzluğun ve birbirine yardım edememenin ıstırabı eşlik eder. Milyonlarca insansa sıradan ve daha mutlu hayatlarda ise muazzam sayıda insan arkadaşlarının veya akrabalarının ölümüne tanık oluyor; yine çok sayıda insan işyerindeki olumsuz şartlar nedeniyle mağdur ediliyor. Milyarlarca hayvan da doğadaki besin zinciri dolayısıyla kendi türlerinden kaynaklanan acılara maruz kalmaktadır. Küçük mucize Şeytanda "Tanrı'yı sevdiğinize şükredin" ve "Her şey güzellikle parıldıyor" ilahilerini duyduğunda üzülmektedir.

Problemi ister iyinin varlığı ister kötünün varlığı olarak ele alalım, bununla ilgili birtakım çözüm önerileri mevcuttur. Her şeye gücü yeten bir şeyin -Tanrı ya da Şeytan- her şeyi yapamadığını akımızda tutmalıyız: Çelişkili veya çelişkili olabilecek şeyler meydana getiremez. Her şeye gücü yeten bir varlık, hiç hareketsiz bir nokta yaratabilir mi? Tabii ki yaratabilir; ama eğer her şeye muktedirse hareket ettirebilir, böylece de hareketsiz olmaktan çıkar. Mantıken yapılması imkansız olanı yapamamak güce bir kısıt değildir. Eğer biri size kitabı hem kapamanızı hem de kapamamanızı söylüyorsa bunun aynı anda yapılmasının bir yolu yoktur, yani bu durumda yapılacak hiçbir şey olamaz böylece de yapabilecekleriniz üzerinde bir kısıtlama yoktur.

Tanrı'nın ya da Şeytan'ın mantıken imkansız olanı (bu gerçek ya da mümkün olan hiçbir şeyden oluşmadığından) yapamadığının farkına vardığımızda diyebiliriz ki, bir yerde kötülük varsa mantıken iyilik de olmalıdır. Bu konunun nüfzu ne olursa olsun neden bu kadar çok iyilik ya da kötülük olduğu asla açıklanamaz.

Tanrı'ya inananlar ayrıca sık sık özgür iradenin de­ğerinden bahsederler. Özgür irade dünyayı daha iyi bir yer haline getirir: Robotlar yerine istediğini yapabilen insanlara sahip olmak ve insanların kendi iradeleriyle iyilik yapmayı seçmeleri, iyiliğin kaderlerinde belirlenmiş veya kendileri adına karar verilmiş olmasından iyidir. Bununla birlikte özgür iradeye sahip olmak, insanların kötülük yapmayı tercih edebilecekleri ve böyle bir tercihte bulunabilecekeri anlamına gelir. Şeytan tabiiki tersini savunur. Özgür irade, özgürce yapılan birçok kötülük, kötü niyetlilik ve haksızlığı da kapsar; o, bu nedenle özgür bireyler yaratmıştır. Doğru, böyle yaratıklara sahip olarak, Şeytan bazılarının bazen iyilik yapabileceği riskini almış oldu; ama dünyada özgürce ve kasıtlı olarak acıya sebep olan insanların kötülüğünün yanında bunun bir önemi yoktu.

Özgür irade savunması sadece insanların sebep oldu­ğu iyilikler ve kötülüker için geçerlidir. Özgür iradenin ne olduğu konusunda paradokslar var ama bundan bir anlam çıkarabileceğimizi farz etsek bile insanların depremleri, volkanik patlamaları, sel baskınlarını ve hastalıkları kendi özgür iradeleriyle yarattıkarına inanmak için hiçbir sebep yok. Şeytan o melun ellerini ovuşturur: Böyle acımasız felaketler onun varlığının bir kanıtıdır. Şeytan'ın sorunu, niçin mutluluk kaynakları yarattığını açıklamaktır: mavi gökyüzünü ve gün batımını, engin denizleri, yüce dağları; aşkın hazzını, seksin heyecanını, müziğin, şarabın ve hatta felsefenin sarhoşluğunu. Bir şeyler yanlış gittiğinde, bunların büyük sıkıntılar yaratmanın etkili yolları olduğunu söyleyebilir.

İşler yolunda gittiğinde bile diğer insanlar kıskançlık ve hasetlikten acı çekiyor ve bunun adaletsizlik olduğunu düşünüyor. Ayrıca şanslı olanlarda ise hastalık ve sonuç olarak ölümle bu zevklerin kaybının farkındalığı kalır. Bunun yanı sıra bazılarının Tanrı'nın var olup olmadığı konusundaki umutsuz şüphelerine dikkat çekebiliriz. Bu, kendi başı­na şeytanın kötü niyetliliğinin bir kanıtıdır; her şeyden öte iyi bir Tanrı böyle bir ümitsizliğe müsamaha etmez.

Birçok insan Tanrı'nın varlığına inanır. Dini kitaplara ve dindar öğretmenlere güvenir. Ama bazıları kanıt ararlar ve bunun, etraflarındaki dünyanın birtakım özelliklerinde bulunduğuna inanırlar. Benim Şeytan önerim, dünyevi özelliklerden hep-iyi bir Tanrı çıkarımını sorgulamanın bir yolu. Şeytan fikri bize seçimimizin yalnızca bağışlayıcı bir Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu arasındaki basit bir seçimden ibaret olmadığını hatırlatmalı. Evreni yaratan ve tasarlayan, her şeye muktedir bir Tanrı'nın varlığına inananların neden onun kötü -veya iyi-kötü arası bir şey- değil de tamamıyla iyi olduğuna ikna oldukarını açıklamaya ihtiyaçları var. Bir iyi ve bir kötü olmak üzere iki ayrı gücün bulunması daha olası değil mi? Zerdüştlük tipik olarak böyle bir ikiliği ilan eder görünür. O halde tek makul din bu mu? Bu, paradoksal bir biçimde, herhangi birinin neden buna inanmakta zorlandığını açıkayabilir. Aslında belki de kesinlikle bir paradoks değildir. Nihayetinde din ve mantık birbiriyle örtüşüyor mu?

Bugünlerde şeytan, seçeneklerden biri olmaktan çı­kartılmış durumda. Şüphesiz baskı altında ve hiç kuşkusuz sempatimizi hak ediyor. Bununla birlikte sempati daha yerinde bir şekilde hem Şeytan'a hem Tanrı'ya, hem iyilere hem de kötülere yöneltilebilir. Kabul edilmedikleri için değil, paradoksal bir biçimde, varlıktan yoksun oldukları için -bu bir paradoks mudur- ya da ateist bir sıçrayış?


Kaynak: Peter Cave - 33 Felsefi bilmece

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP