Diderot - Filozofça Düşünceler

filozofça düşünceler
Diderot XVIII. yüzyılın öteki filozoflarından birçok bakımdan ayrılır. Toplumsal yeri Voltaire' in kinin altında. Rousseaue'nun kinin üstündedir. Cenevre vatandaşının eserlerinde görülen ileri siyasal ve toplumsal düşüncelere, özgürlük özlemine onun eserlerinde rastlanmaz. Ama başka alanlarda Diderot bilgisinin genişliği ve ilgi duyduğu konuların çeşitliliği İle bizi şaşırtır. Sağlam bir hümanist kültür edinmiş, ingiliz edebiyatı, güzel sanatlar ve müzik alanında kazandığı bilgilerle kültürünü daha da zenginleş¬tirmesini bilmiştir, özellikle matematik üstüne edindiği bilimsel kültürünü, deneysel bilimleride içine alacak şekilde genişletmiştir. Anatomi, fizyoloji, kimya ve tıp öğrenmiştir. Ansiklopediyi çıkarırken işçilerle, teknikle karşılaşmıştır. Hiç şüphesiz ki filozofların en bilgilisi Diderot’dur. Ama atılganlığı ve her şeye karşı merakı daha da baskındır. Deneyden hareket ederek cüretli varsayımlar kurmaktan, çelişmelere aldırmaksızın aşırı sonuçlara ulaşmaktan çekinmemiştir. Her türlü inaksallıktan (dogmatizm ) sakınmasını bilmiştir. Tıpkı Montaigne gibi, düşüncemizi her zaman uyanık tutan yeni görüşler sunmuştur. Fakat Denemeler yazarı gibi kuramsal kurgularla yetinmemiş, bir seçim yapmak gerektiği zaman, deneye ve gözleme dayanarak, yada duygularının verdiği esinle bir sonuca varmaktan çekinmemiştir. Bununla beraber, onun duygusallığı Rousseau'nunki gibi tutkulu ve kendi benliğine bağlı kalmamış, İnsanlara açık, başkalarının iyiliğini gözetir olmuştur. Yaşadığı cağa kişisel bir şeyler katan, bugün de bize sevimli görünen işte onun bu iyiliğidir.

Bu özellikler onun eserlerinin çeşitliliğini ve özgünlüğünü sağlamıştır. Diderot, zamanında, hatta XIX. yüzyılda gerektiği kadar değerlendirilmemiş, ancak zamanımızda gerçek değeri belirtilmiştir. Felsefe alanında, zamanının öbür düşünürlerinden daha ileri gitmiş, tanrıtanımazlığını madde kavramı üstüne kurmuştur. Düşüncelerinin tümü, modern bilimce doğrulanmamış olsa da, bereketli ve özgündür. İlk Çağın evrimcilik görüşünü ele almış, yenileştirmiş, Buffon’un az çok farkına vardığı, ama gün ışığına çıkarmaktan korktuğu canlıların değişimi, dönüşümü varsayımını bu görüşten çıkarmıştır. Diderot, ahlâk kurallarını temelinden sarsmış, ahlâkı dinden ve metafizikten ayırmış, doğal içgüdüye bağlayarak ona toplumsal ve laik bir anlam kazandırmaya çalışmıştır.

Diderot, tiyatro alanında da yenilikler getirmiş, geleneksel tiyatro türlerinin İşe yaramazlığını anlamış, romantiklerden çok önce, gerçeği ve toplumsal sorunları sahneye sokmaya çalışmıştır. Gerçi yazdığı tiyatro eserleri düşünceleri derecesinde yüksek olmamış, romantiklerin dehası onu unutturmuşsa da romantik dramın sanat ve düşün yönü, hattâ daha sonraki tiyatro akımları ele alındığı zaman Diderot'nun düşünceleriyle olan benzerlikler apaçık görülür. Didorot, modern tiyatronun gerçekçi ve toplumsal kolunun öncüsü sayılabilir. Tiyatro konusunda yazdıkları, özellikle Paradoxe sur le Comedion adlı eseri, eleştirmeciler ve sahne sanatçıları için tükenmez bir tartışma konusudur.

Edebiyat alanında Diderot kendi alanından dışarı taşan, resim ve heykel sanatının edebiyatla ilintisini gösteren edebiyatçıların ilki olmuştur. Onun eleştirmeleri, romantizmi ve XIX. yüzyılın başlangıcında edebiyatı geniş ölçüde etkilemiştir. Sanat eleştirmecisi olarak Baudelaire onun Salonlar’ına çok şey borçludur.

Diderot, aynı zamanda yüzyılının İlk romancılarından biridir. Gerçeğe uygun, özel hayatlarını yaşayan ve güçlü bir kişilik gösteren roman kahramanları yaratmakla, Balzac'tan önce realizme ulaşmıştır.

Diderot'nun yazış şekline takılanlar, kusur bulanlar olmuştur. Yazılarında Voltaire’inki kadar incelik, Roussoau'nunki kadar ahenk yoktur denmiş, özensiz yazdığı söylenmiştir. Ama onun yazılarını bize yakın ve her dem taze kılan özellik de buradan geliyor asıl. Çünkü, o konuşur gibi, yaşarcasına yazmıştır. Onun için yazıları canlı ve sevimlidir.


Tanrı üstüne yazacağım. Okuyucunun pek azına güvenim var. gene de birkaç kişi beğenir diye umuyorum. Bu düşünceler hiç kimsenin hoşuna gitmezse onlara kötü denebilir, ama herkesin hoşuna giderse kötüden de beter sayarım.
                                                                                                            Denis DİDEROT

I


Tutkulara durmadan atıp tutanlar var İnsanoğ­lunun bütün üzüntüleri tutkulara bağlanıyor Ama bütün zevklerin kaynağıda onlar olduğu unutuluyor. Tutkunun yapısında öylo bir öğe var ki, ne çok iyidir dönebilir, ne de çok kötü. Ama bana üzüntü veren şu ki, onlara hep kötü yönden bakılmaktadır. Bununla beraber, insanı yüksek şeylere ulaştırabilen ancak tutkulardır, büyük tutkular. Onlar olmaksızın ne eserlerde yücelik arayın, ne de ahlâkta. Onlar olmaksızın güzel sanatlar çocukça bir oyun, erdem ise kılı kırk yaran bir nitelik olurdu.

II

Orta tutkular sıradan insanlar yaratır. Yurdumun kurtuluşu söz konusu iken oturup düşmanı beklersem sıradan bir yurttaş olurum. Bir dost tehlike içindeyken ben gözlerimi dört açarak kendi hayatı­mın kaygusuna düşersem dostluğum hesaplı bir dostluk olur. Hayat benim için sevgilimden daha tatlı ise, düpedüz bir âşıktan farkım yok demektir.

III

Küçük tutkular büyük adamları küçültür. Tutkuları baskı altına almak doğal büyüklüğü ve gücü yok eder. Şu ağaca bakınız, gür dalları olduğu için onun altın da serinlik ve gölge bulabilirsiniz; kış gelip yapraklarını dökünceye kadar onun tadını çıkarabilirsiniz. Tutkulara aşırı bağlılık, hele ihtiyarlıkta yaratılan eserleri etkilediği zaman, şiirde, resimde, müzikte daha da olgun eserler elde edilir.

IV

Bana denecektir ki, Öyleyse büyük tutkuları olmak bir mutluluktur. Evet, şüphesiz öyledir, ama aralarında bir birlik, bir uyum olursa. Tutkular arasında uygun bir denge kurdunuzmu, bir bozukluk olabileceğinden hiç korkmayınız. Eğer umut korkuyla, şerefini koruma yaşama sevgisiyle, eğlence eğilimi sağlık kaygısıyla denkleştirilirse ortada ne çapkın kalır, ne cüretkâr, ne de korkak.

V

Tutkuları yok etmeyi ileri sürmek zırdeliliktir. Hiç bir şey istememek, hiç bir şey sevmemek, hiç bir şey duymamak için bir cezbeli gibi kendine eziyet eden som sofunun bu tatlı hayali gerçekleşmiş olsaydı, ortaya tam bir ucube çıkmış olurdu.

VI

Bir kişide beğendiğimi bir başka kişide hor görebilirmiyim ? Şüphesiz, hayır. Gerçek benim keyfime bağlı olmaksızın, yargılarım da bana kılavuz olmalıdır. Birisinde erdem diye takdir edeceğim niteliği, bir başkasında suç sayamam. Hem mükemmel hareketlerde bulunmanın bazı kimselere vergi olduğuna, hem de doğanın ve dinin herkese aynı şekilde davrandığına inanabilirmiyim ? Gene hayır. Hem bu tekelci ayrıcalık onlara nereden gelmektedir? Pacome, inzivaya çekilmek için insanlarla ilişiğini kestiyse, inzivadan sakınmayıda yasaklamadı ya. İnzivaya çekilmeyerek de pekâlâ onun kadar erdemli olabilirim .

Doğrusu benim gibi daha yüz kişinin aynı hakkı niçin kendilerinde göremeyeceğini anlamıyorum . Bü­tün bir ilin, toplumdaki tehlikelerden ürkerek ormanlara, kuytuluklara çekildiklerini görmek pek hoş olurdu doğrusu! Halk, ermişliğe varmak için yabani hayvanlarla beslenir, bütün toplumsal sevgilerin yıkıntıları üstünde binlerce sütun yükselir, sütunlar üstünde yaşayan bu yeni milletin bireyleri gerçek birer Hıristiyan olabilsinler diye, din yolu ile, doğal duygulardan soyulur, insanlıktan çıkarılır, heykelleştirilir.

- Filozofça Düşünceler - 2

devam edecek....

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP