Felsefe ve Mitler - 1

Georges Politzer

Çev: Kenan Korkmaz

Bay Brunschvieg'in bu tutarsız tutumu, idealizminden kaynaklanmaktadır. Akılcılık olarak belirlediği sınır, rasyonalizmin idealist yönelimidir.

Peki bütün bunlara rağmen, bilimlerin en yenisi olarak yeni fizik, idealizmi doğrulamıyor mu?

Felsefi idealizm, hem yeni olduğu ve hem de fizikle uyum içerisinde olduğu iddiasındadır. Çağdaş idealizmin yeniliği konusunda Lenin, Materyalizm ve Ampiriokritisizm'de 'modern' filozofların nasıl Berkeley'i taklit ettiklerini ortaya koymuştu.

Kaldı ki, İlkeler'in (Principes) ilk çevirisine yazdığı önsözde Renouvier, bu eserin, bütün filozofların başucu kitabı olması gerektiğini iddia ediyor ve onun Berkeley'e bu dönüşü, M. Jeans tarafından da onaylanıyordu.

Lachelier ekolünün, bilincin, bilim açısından içinden çıkılamayacak bir hapishane anlamına geldiği şeklindeki iddiası da Berkeley'e dayanmaktadır. Felsefi idealizmin en modern, en rasyonel, en bilimsel ve bilginin en ileri temsilcisi olduğu yönündeki tez de, Berkeley'den alınmadır.

Berkeley, inancı, maddenin varoluşunda bir önyargı olarak sunmuştu. Madde ile ilgili olarak şunları söylüyordu: 'İnsanoğlunun böylesine aptalca bir şey için tanrı buyruklarından uzaklaşması, onu dünya işlerinden olabildiğince uzakta tutmaya çabalaması, olağanüstü derecede üzüntü verici bir önyargı örneğidir.'

Brunschvieg'e göre de, dünyanın var olmak için düşünceye ihtiyaç duymadığı şeklindeki görüş, bir önyargıya dayanmaktadır. Bilgi Çağı'nın yazarına göre burada söz konusu olan 'ruhun sosyal ve biyolojik altyapısını oluşturan zihin alışkanlığı'dır. Brunschvieg'in idealizmin karşısına koyduğu şey, realizm'dir. Ve ruhumuzun sosyal ve biyolojik altyapısını, ona göre gerçekliğin düşünceden bağımsız olarak ilanı anlamına gelen realizm oluşturur.

Berkeley'e göre, maddi dayanaklı arızi hal kavramından dayanaksız arızı hale geçmek gerekmektedir. Brunschvieg ise, arızi hal yerine ilişki kavramını kullanıyor ve dayanaklıdan, dayanaksız ilişkiye geçişi öneriyor. Aynı şekilde Berkeley de, idealizmin bilimle uygunluk arz ettiğini kanıtlamaya çalışmıştı. Ama bu, bugün Berkeley dönemindekinden de daha olanaksız ve gerçekdışı bir şeydir. Burada bir kez daha, çetin ve karmaşık da olsa, bir yapaylıkla karşı karşıya bulunuyoruz. Çetin ve karmaşık olması, onun yapay karakterini ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Bu yapaylığın temelinde, birbirinden farklı iki şeyin keyfi tanımı var: Düşünceden bağımsız gerçeğin ilanı ile, bilimsel gelişmenin belli bir evresinde gerçeğin bilgisi. Fiziğin idealist yorumcuları, gerçeğin belirli bir kavranışının terk edilmesini, gerçeğin kendisinin terk edilmesi olarak sunmaya çalışıyorlar.

Çağdaş fizik, kendisine bağlı bazı mekanizmaları ve kavramları aştı. Brunschvieg ise bundan şu sonucu çıkarıyor: 'Kuvanta teorisinin üzerine, daha önce etheri yoksayan izafiyet teorisinde olduğu gibi, bu kez atomu yoksayan (dematerialiser) yeni bir fizik yamanmıştır ve hepsini olasılık dalgalarına bulandırarak şahsiyetsizleştirecektir.

Peki atom neden demateryalize oluyormuş? Fizik onda (atomda -çn.) eski mekanist anlayışın tespit edemediği şeyler keşfetti. Bunun bir demateryalizasyon olduğunu iddia etmek, 'atom ya mekanisttir ya değildir' ikilemini onaylatmak anlamına gelir. Peki ama hangi hakla, gerçek atomun ancak mekanist olabileceği iddia edilebilir? Daha genel bir deyişle, hangi hakla reel evrenin, ya XIX. yüzyıl fiziğinin ona verdiği imaja uygun olacağı ya da katıksız hayali olacağı iddia edilebilir?

Hayaliliğin kanıtı olarak hep, tam da mekanizmin yadsınması manasına gelen şu postulat karşımıza çıkarılır: Evren ya XIX. yüzyıl fiziğine uygundur, ya da reel değildir.

Örneğin işe, maddenin mekanist tanımı ile başlanır. Sonra, madde ile ilgili yeni yaklaşım, bu eskisine göre yargılanır, süzgeçten geçirilir. Ve sonra da nihayet, fiziğin maddeyi yok ettiği (dematerialisé) ilan edilir. Ama aslında burada 'demateryalizasyon', sadece, mekanist anlayışı terk edemeyen ya da terk etmek istemeyenler için söz konusudur. Ve böyle davranan kişi de, bilime uygun hareket etmemiş ve ona karşı çıkmış olur. İdealistin yaptığı da budur. Bilimin tam da birbirinden ayırmayı başardığı bir anda mekanik ile reeli birbirine yamar, bilimin tam da terk ettiği anda, maddenin mekanist tanımına sarılır. Fizik bizi, reelle ilgili eski görüşlerimizi düzeltmeye ve hatta yenilemeye davet ediyor. İdealist felsefeci ise bizi, reelle ilgili eski görüşümüzü korumaya davet ediyor ve fiziği de, bundan uzaklaştığı için reeli inkar etmekle itham ediyor.

'Çağdaş idealizm', fiziğin pozitif olarak kendisini haklı çıkardığını iddia edebilecek kadar ileri gidiyor ve mobil olmayan hareket, dalgasız dalgalanma ve hatta Brunschvieg'in ünlü formülünde olduğu gibi, 'dayanaksız ilişki'den söz edebiliyor.

Bu türden formüller, önceki argümanların tekrarından başka bir şey değildir. Bilim mekanist anlayışın, mobil ve hareketleri, dalgalanma ve dalgalar, ilişki ve ilişkinin kavramları, mobil ile hareket, dalga ile dalgalanma ve ilişki ile dayanak arasındaki bağlantının kavramlarını; yeni olgulara denk düşenlerle değiştirdi. Bu durumda gerçeğin yokoluşundan bahsetmek; idealizmin üstünlüğünün kanıtı olarak ileri sürülen mekanizmin bir kez daha iflasının teyit edilmesi anlamına gelmektedir.

Öngörüye uygun gözlemler ifade edilmekle birlikte, öngörünün konusu olan şey, son tahlilde sadece fikirler değildir. Örneğin olasılık dalgası, fizikçinin kafasındaki olasılık kavramının dalgalanması değildi.

İdealist felsefeciler ve Jeans, Eddington, Dirac gibi fizikçiler tarafından bilimin böyle tersyüz edilmiş sunusuna karşı Fransa'da da tepkilerin yoğun olduğunu biliyoruz. Tepkisini dile getiren bilginler arasında, öncelikle Paul Langevin'in adını saymak gerekir. Felsefeciler arasında da, başlangıçtaki nispi tereddüte karşın M. Abel Rey. M. Meyerson da, bilimin gerçeği teyit ettiğine ısrarla işaret etti.

Fakat Meyerson'da bu tesbit, aynı zamanda idealist yörüngeye de yatkındır. Meyerson'un dili, bilimin gerçeği gösterdiğini söylemeye varmıyor, ama bilimin 'şeyin kavramına' ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. 'Şey'in Kantçı bir kategori olduğunu vurgulamakta fayda var. Üstelik Meyerson, bilimin identite'yi her yerden kovduğu ve metafizik mantığın gerçekliğe uygunluğunun sadece epistomolojik bir paradoks olarak kabul gördüğü bir anda, identite'yi mantığın ebedi ihtiyacı mertebesine çıkarıyor.

Genellikle çağdaş fizik üzerine felsefi tartışmalarda, çağdaş fizik sürecinin bizzat kendisinin, idealizmin bariz bir yenilgisi ile başladığı unutulmuş görünüyor. İdealizm, atom teorisinin iflasını ve 'devinimsiz hareket'in zaferini ilan etmiş olan 'energetizm' ile aynı safta yer almıştı. Bilimin buna yanıtı ise, yeni atom fiziği oldu. Ve ondan beri de, fiziğin her yeni buluşu, idealist bilgi teorisini yalanlıyor, yerden yere vuruyor.

Kant'ın sözünü ettiği mekan, önsel olarak hassasiyetin ve her türlü tecrübenin önkoşulu olan üç boyutlu öklit mekandır. Fizik bugün, insanın yaşadığı mekanın öklit olduğunu, ama bunun genel olarak evren için iddia edilemeyeceğini kanıtlamıştır. Öklit mekanda yaşayan insan, eğer deney yoluyla değilse başka nasıl öklit evren kavramını geliştirmiş olabilir?

Ama fizik, başka şeylerin yanı sıra insanın asla öklit mekana mahkum olmadığını da kanıtlar. Kendi mekanının dışına çıkarak, öklit olmayan evrensel bir alanı tasavvur edebilir. O andaki tecrübesinin alanı, bütün birikimin koşulu olmaktan hemen çıkar. İnsan tecrübesi kendi 'öznelliğini' parçalar: İnsan mekanındaki evrenin yerini, evrensel alandaki insan alır.

İzafiyet teorileri bir yandan, bilimin neyin öznel olduğunu anlaması bakımından bir ilerleme olduğu gibi, aynı zamanda gerçeğin (reel) bilgisine daha yaklaşmak anlamına da gelmektedir. Yine burada da evreni insanın sınırlı birikimine indirgemek yerine, insan düşüncesi ve tecrübesini evrensel boyuta genişletmek konmuştur.

Daha genel bir deyişle, çağdaş fizik bize Berkeley'in 'ikincil karakterlerlerin' öznelliğinin kabul görmesinden sonra şimdi de sıranın 'birincil karakterlerin' öznelliğinin kabulüne geldiğini iddia ederken, asla haklı olmadığını kanıtlıyor. 'İkincil karakterler' ile 'birincil karakterler' arasındaki bir ilk ayırımdan sonra, bu ayırımın yeni bilgilerin ışığında yeniden ele alındığını, nesneli öznelden daha iyi farklılaştırmak için mükemmelleştirildiğini ortaya koyuyor. 'Birincil' karakterlerde hâlâ var olan 'ikincil' keşfediliyor ve böylece bilim, fikirden bağımsız reel'e giderek daha fazla adapte oluyor. Birincil karakterler 'kalıntı, artık' değildir. İkincil karakterlerin öznelliğinin kabul edilmesi, idealizmin nispeten onaylanması olmadığı gibi, birincil karakterlerin korunması da tutarsızlık demek değildir. Olaya böyle yaklaşmak için, önceden idealist olmak gerekir. İkincil karakterlerin öznelliğini kabul etmek, gerçeğin yerine nispeten fikri koymak değil, fikri tanımak ve öznelliği aşmaktır.

İdealizmin kabul etmeye yanaşmadığı şey, ilerleme budur. İdealizm öznelliği, biçimsel ve soyut bir tarzda, metafizikçe ve genel olarak fikirle ifade etmekle yetinmektedir. Bilim ise öznelliğin biçimlerini ve nedenlerini araştırmakta ve bunları bir bir keşfetmektedir. Bu, her defasında belirli bir insan tecrübesinin darlığını ve sınırlılığını ortaya koymaktadır. Ancak, birikimin genişlemesine paralel olarak bilim, sadece sınırlılıkları değil onu aşacak araçları da keşfetmektedir. Modern fizik bize, bu çabanın harika örneklerini sunmaktadır. XIX. yüzyıl fiziğinin zaman, mekan ve genel evrim kavramı bakımından neden darlıkla malul olduğunu, bunun hangi araçlarla aşılabildiğini keşfetmekte, ortaya koymaktadır.

Sınırlı bir insan tecrübesinin koşullarını yansıtan tarzların yerini, daha geniş bir tecrübeye dayanan ve bizzat şeyleri yansıtan tarzlar almaktadır. Eski Yunan uygarlığı döneminde başlayan büyük bilimsel çaba, çağdaş fizikle birlikte tayin edici bir gelişme kaydetmiştir. Bilim, kendisini soyutlukla suçlayanları yalanlayarak, gerçeğin bilgisine ulaşmak için nasıl derin bir çalışma yürüttüğünü ve idealist felsefecilerin aksine, gerektiğinde en temel olanları da dahil olmak üzere kendi kavramlarını yenilemeye hazır olduğunu ortaya koymaktadır.

1 - 2

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP