Saldırganlık ile Yıkıcılıgın Çeşitleri - 1

Erich Fromm

Her ne kadar günümüz düşüncesi, özellikle de ruhbilimsel düşünce, çoğunlukla felsefe ve öteki katıksız biçimde «öznel yorumlar» alanına giren sorular olarak kabul edilen böylesi sorulara pek açık değilse de, aşağıdaki tartışmada, deneysel irdelemeye gerçekten uygun alanlar bulunduğunu ortaya koyacağım umudundayım.

İNSANIN DOĞASI

Yunan filozoflarından bu yana düşünürlerin çoğu için, insan doğası denen bir şeylerin, insanın özünü oluşturan bir şeylerin bulunduğu açıkça belliydi. Bu özü oluşturan şey konusunda çeşitli görüşler vardı, ama böyle bir özün bulunduğu —bir başka deyişle, insanın insan olmasını sağlayan bir şeylerin bulunduğu— genel kabul görüyordu. Nitekim insan, mantıklı bir varlık, toplumsal bir hayvan, alet yapabilen bir hayvan (Homofaber) ya da simge yapan bir hayvan olarak tanımanıyordu.

Yakın zamanlarda, bu geleneksel görüş tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır. Bu değişikliğin bir nedeni, insan konusundaki tarihsel yaklaşıma gitgide daha çok önem verilmesiydi, insanlık tarihine ilişkin bir araştırmada ileri sürüldüğüne göre, çağımızda insan, önceki çağlardaki insandan öylesine farklıdır ki, her dönemde insanların, «insan doğası» olarak adlandırılabilecek ortak bir şeylere sahip olduğunu varsaymak gerçekçi görünmemektedir. Kültürel insanbilim alanında yapılan incelemeler, özellikle Birleşik Devletler'de, bu tarihsel yaklaşımı pekiştirmiştir. İlkel halkların incelenmesi sonucunda öyle çeşitli gelenekler, değerler, duygular ve düşünceler keşfedilmiştir ki, birçok insanbilimci, insanın bir tabaka yazısız kâğıt halinde doğduğu ve her bir kültürün bu kâğıda kendi metnini yazdığı anlayışına ulaşmışlardır. Değişmez bir insan doğasıyla ilgili varsayımın yadsınması eğilimine katkıda bulunan bir başka etken, bu kavramın, çok sık olarak, ardında en insanlıkdışı eylemlerin düzenlendiği bir kalkan olarak kötüye kullanılmasıdır. Örneğin, Aristo ve on sekizinci yüzyıla kadar yaşayan düşünürlerin çoğu, insan doğası adına, köleliği savunmuşlardır.

'Yunanlılar arasında, bütün insanların eşitliğinin savunucuları olan Stoacılar, Yeni-dendoğuş'ta Erasmus, Thomas More ve Juan Luis Vives gibi insancılar bu kapsam dışında tutulabilir.

KIYICI SALDIRGANLIK

Ya da bilginler, kapitalist toplum biçiminin ussallığını ve gerekliliğini kanıtlamak için, edinmeciliği, yarışmacıhğı ve bencilliği doğuştan insan nitelikleri olarak savunmaya çabalamışlardır. Yaygın olarak, açgözlülük, cinayet, aldatma ve yalancılık gibi istenmeyen insan davranışlarının kaçınılmazlığı kabul edilirken, hor görür bir tutumla «insan doğası»na başvurulur.

İnsan doğası kavramı konusundaki kuşkuculuğun bir başka nedeni, belki de, evrimci düşünüşün etkisinde yatmaktadır, insan, evrim süreci içinde gelişen bir varlık olarak görülmeye başlandıktan sonra, insanın özünün içerdiği bir madde düşüncesi savunulamaz görünmüştür. Ama benim inancıma göre, insanın doğası sorunu konusunda yeni kavrayışları, yine de ancak evrimci bir bakış açısından bekleyebiliriz. Karl Marx, R. M. Bucke, Teilhard de Chardin, T. Dobzhansky gibi yazarlar bu yönde yeni katkılarda bulunmuşlardır. Bu kısımda da benzer bir yaklaşım önerilmiştir.

Bir insan doğasının var olduğu varsayımını destekleyen ana kanıt. Homo sapiens'in özünü biçimbilimsel, anatomik, fizyolojik ve sinirbi-limsel terimlerle tanımlayabilmemizdir. Gerçekten, duruşla, beynin oluşumuyla, dişlerle, beslenme düzeniyle ve insanı en gelişmiş insan-olmayaıı primatlardan açıkça ayıran başka birçok etkenle ilgili verileri kullanarak insan türünün kesin ve genel kabul gören bir tanımını yapmaktayız. Hiç kuşkusuz, beden ve zihni ayrı ayrı alanlar olarak gören bir görüşe doğru gerilemediğimiz sürece, insan türünün, bedensel olduğu kadar zihinsel yönden de tanımlanabilir olması gerektiğini kabul etmek durumundayız.

İnsan olarak insanı, yalnızca özgül bedensel özelliklerin değil, özgül ruhsal özelliklerin de karakterize ettiği gerçeğinin Darwin'in kendisi de tamamen ayırdındaydı. Darwin'in İnsanın Türeyişi'nde, değindiği en önemli özellikler şunlardır (G. G. Simpson tarafından kısaltılmış ve özetlenmiştir):

Daha yüksek zekâsıyla orantılı olarak, insanın davranışı daha esnek, daha az tepkesel (refleks) ya da daha az içgüdüseldir.

Emerson'ın bir dostu, atılgan ve yaratıcı zihniyet sahibi bir kişi ve içinde yaşadığı dönemde Kuzey Amerika ruh hekimliğinin önde gelen bir kişisi olan Richard M. Bucke Kanadalı bir ruh hekimiydi. Ruh hekimleri onu bütünüyle unutmuşlarsa bile. Evrensel Bilinç adlı kitabı (gözden geç. bas. 1946) hemen hemen yüz yıl boyunca meslekten olmayan kişilerce okunmuştur.

insan, merak, öykünme, dikkat, belleme ve imgeleme gibi karmaşık etkenleri, göreceli olarak öteki gelişmiş hayvanlarla paylaşır; insan bu etkenlere daha üst düzeyde sahiptir ve bunları daha karışık biçimlerde uygular.

insan, davranışının uyum sağlayıcı niteliğini ussal biçimlerde yargılamayı ve geliştirmeyi, en azından öteki hayvanlardan daha iyi başarır.

İnsan, düzenli olarak, çok çeşitli araçları hem kullanır, hem de yapar.

İnsan kendi kendisinin bilincindedir; geçmişi, geleceği, yaşamı, ölümü, vb. hakkında düşünür.

İnsan zihinsel soyutlamalar yapar ve ilgili bir simgecilik geliştirir; bu yeteneklerin en temel ve en karmaşık biçimde gelişmiş ürünü dildir.

Bazı insanlarda güzellik duyumu vardır.

Çoğu insan, din terimini, huşuyu, boş şeylere inanmayı, ruhsal, doğaüstü ya da manevi şeylere inanmayı da kapsayacak biçimde geniş bir anlamda kullanırsak, din duygusuna sahiptir.

Normal insanda ahlâk duygusu vardır; daha sonraki terimlerle söylersek, insan ahlâksallaştırır. İnsan kültürel ve toplumsal bir hayvandır; çeşidi ve karmaşıklığı bakımından benzersiz olan kültürler ve toplumlar geliştirmiştir (G. G. Simpson, 1949).

Darwin'in verdiği ruhsal özellikler listesi incelenecek olursa, birkaç öğe belirginlik kazanır. Darwin, bazıları yalnızca insana özgü olan, özbilinç, simge ve kültür yapımı, estetik, ahlaksal ve dinsel duyum gibi birbirinden farklı birçok tekil öğeye değinmektedir. Özgül insan niteliklerine ilişkin bu listenin eksikliği, katıksız biçimde tanımlayıcı ve sıralayıcı bir liste olması, sistemsiz olması ve bu niteliklerin ortak koşullarını çözümlemek için hiçbir girişimde bulunmamasıdır.

Darwin, listesinde, sevecenlik, sevgi, nefret, zalimlik, özseverlik, sadistlik, mazoşistlik, vb. gibi yalnızca insana özgü olan insan tutkularına ve heyecanlarına değinmemektedir. Başka tutku ve heyecanlan da içgüdüler olarak ele almaktadır. Darwin için, bütün insanlar ve hayvanlar, özellikle de primatlar, birkaç ortak içgüdüye sahiptirler. Hepsinde aynı duyumlar, sezgiler ve duyum yetenekleri, benzer tutkular, yakınlıklar ve heyecanlar, hatta kıskançlık, kuşku, yarışma, minnet ve yüce ruhluluk gibi daha karmaşık duyumlar vardır: hepsi de yalan-dolana başvurur ve kincidir; bazen alaya alınmaya karşı duyarlıdırlar, hatta gülmece duyumuna sahiptirler; şaşkınlık ve merak gösterirler; öykünme, fikir birliği ve çok farklı düzeylerde olsa da, akıl yürütme konularında aynı yeteneklere sahiptirler (C. Darwin, 1946).

Açıkça görüldüğü gibi, en önemli insan tutkularını, hayvan atalarımızdan kalıtımla devralınmış tutkular olarak değil, yalnızca insana özgü tutkular olarak kabul etme girişimimiz, Darwin'in görüşünden hiçbir destek göremez.

Darwin'den beri evrim incelemecileri arasında görülen düşünce ilerlemesi, en seçkin çağdaş araştırmacılardan birisi olan G. G. Simpson'ın görüşlerinde açıkça görülür. Simpson, insanın hayvanlarınkin-den ayrı temel niteliklere sahip olduğunda ısrar etmektedir, «insanın bir hayvan olduğunu kavramak,» diye yazmaktadır, «önemlidir, ama onun benzersiz doğasının özünün, tam da başka hiçbir hayvanla paylaşılmayan ayırıcı özelliklerde yattığını kavramak daha da önemlidir, insanın doğadaki yerini ve üstün önemini, onun hayvanlığı değil, insanlığı belirler» (G. G. Simpson, 1949).

Simpson, Homo sapiens'in temel tanımı olarak, birbiriyle karşılıklı bağlantı içindeki zekâ,, esneklik, bireyselleşme ve toplumsallaşma etkenlerini ileri sürmektedir. Simpson'ın yanıtı bütünüyle doyurucu olmasa bile, insanın temel özelliklerini, birbiriyle karşılıklı bağlantı içinde ve bir tek temel etkenden kaynaklanan şeyler olarak anlamaya yönelik girişimi ve niceliksel değişimin niteliksel değişime dönüşümünü kabul etmesi, Darwin'in ötesinde önemli bir adım oluşturur (G. G. Simpson, 1944; 1953).

1 - 2 - 3 - 4

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP