Adaletin Esasları

İmam'ı Gazali


Birinci Esas


Saltanat ve İdarenin Önemi

Ey sultan! Önce, insanları idare etmenin kıymetini biliniz; onun tehlikelerini de öğreniniz. Çünkü liderlik büyük bir nimettir. Eğer onu hakkıyla yerine getirirseniz, kendisinden sonra başka mutluluk düşünülemeyen bir saadete ulaşırsınız. Şayet onun hakkını yerine getirmeyip zulümden geri durmazsanız, kendisinden sonra ancak kafirliğin olabileceği bir bedbahtlığa düşersiniz.

Devlet idaresinin kıymet ve büyüklüğü hakkında peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Sultanın bir günlük adaleti, Allah'a (c.c) karşı yapacağı yetmiş yıllık nafile ibadetinden daha üstündür.

İbnu Abbas'dan (r.a) rivayet edilen başka bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

"Allah'ın (c.c) gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde, Yüce Allah şu yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirilir:

1- Emri altındakilere adil davranan lider.

2- Rabbine ibadet ile yetişen genç.

3- Kendi çarşıda iken, kalbi mescitlere bağlı olan adam.

4- Birbirlerini Allah (c.c) için seven iki kişi.

5- Yalnız başınayken Allah'ı (c.c) zikredip ağlayan kimse.

6- Hoşlandığı, güzellik sahibi bir kadının kendisini zina için çağırmasına karşılık: "Hayır yapamam; Ben Allah'tan korkuyorum" diyen adam.

7- Sağ eli ile verdiği sadakayı, sol eli bilmeyecek kadar gizli veren kişi.""

Resûlullah (s.a.v) bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"İnsanların Yüce Allah'a en sevimlisi ve en yakın olanı, adaletli liderdir. O'nun en çok buğzettiği ve (dergah-ı izzetinden) uzak tuttuğu kişi de, zalim liderdir."


Bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

"Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki; Allah, adaletli sultanın amelini halkının ameli derecesine yükseltir. Adaleti müddetince kıldığı her namazın sevabı yetmiş bin rekat namaza denktir."

Durum böyle olduğuna göre; kişi için liderlik nimetinden daha büyük nimet yoktur. Onun ömrünün bir saati, başkasının ömrünün tamamı gibi kıymetlidir. Kim ki, bu nimetin kıymetini bilmez, zulüm ve nefsinin nevası ile meşgul olursa; onun Allah'ın (c.c) düşmanları arasında olmasından korkulur.

İbnu Abbas'ın (r.a) anlattığına göre; Resûlullah (s.a.v) bazı günler Kabe'nin kapısındaki halkayı tutar ve etrafındaki Kureyş topluluğuna şöyle seslenirdi:

"Ey Kureyş büyükleri! Emriniz altındakilere üç şeyle muamele ediniz:

1- Sizden merhamet istedikleri zaman merhamet ediniz,

2- Hüküm verdiğiniz zaman adaletli olunuz,

3- Söylediklerinizi yapınız.

Kim bunları yapmazsa, Allah'ın (c.c) ve meleklerinin laneti onun üzerinedir. Onun, farz ve nafile ibadetleri de makbul olmaz."

Resûlullah (s.a.v): "Allah'ın laneti iki kişi arasında haksız olarak hüküm verenin üzerine olsun" buyurmuşlardır."

Bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: "Allah (c.c) şu üç kişiye bakmaz:

1- Yalancı ve zalim başkana,
2- Zina eden ihtiyara,
3-Kibirli fakire.

Bir gün Resûlullah Efendimiz (s.a.v) sahabelerine şöyle buyurmuştur:

"Sizden sonra öyle günler gelecek ki doğunun ve batının kapıları önünüze açılacak ve oranın nimetleri sizin elinize kadar ulaşacak; takvaya devam eden ve emaneti koruyanların dışında, oralarda çalışan (vali, memur, işçi vs.) herkes cehenneme girecektir."

"Allah'ın (c.c), kullarının işlerini görmek için başkan yaptığı bir kul; hizmet etmez, onlara nasihatte bulunmaz ve kendilerine şefkatli davranmazsa Allah (c.c) ona cenneti haram kılar. Müslümanların işlerini üstlenen kişi, onları kendi ailesi gibi korumazsa; cehennemdeki yerine hazırlansın.*

'İki kişi benim şefaatimden mahrumdur; zalim başkan ile, dine bidat sokan müslüman.*

"Kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrayacak olanlar, halkın işlerini üstlenen (ve onlara zulüm eden) başkanlardır.

Efendimiz (s.a.v) bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur;

"Allah (c.c) şu beş kişiye gazap eder:

1- Halkının kendisine itaat etmesine rağmen onlara zulmeden insafsız başkan,

2- Kendisine itaat edilmesine rağmen kuvvetli ve zayıfı bir tutmayan adaletsiz başkan,

3- Ailesine, Allah'a (c.c) itaati emretmeyen, din işlerini öğretmeyen, nereden karınlarını doyurduğunu önemsemeyen aile reisi,

4- Çalıştırdığı işçinin ücretini ödemeyen işveren.

5- Hanımının mehrini ödemeyen koca."


Hikâye:

Ömer b. Hattab (r.a) bir cenazeye katılmıştı. Tanınmayan bir adam da cenazede bulunuyordu. Cenaze namazı kılınıp ölü defnedildiği zaman, bu adam elini kabrin üzerine koydu ve şöyle dedi:

"Ey Allahım! Eğer sen bu adama azap edersen, bu senin hakkındır; çünkü sana isyan etti. Eğer merhamet edersen o senin affına muhtaçtır."

Daha sonra ölüye hitaben:

"Ey ölü! Eğer başkan, bakan ve yardımcısı, yazıcı, nazır, vergi toplayıcısı değil isen sana müjdeler olsun!"

Bunları söyledikten sonra gözlerden kayboldu. Hz. Ömer (r.a) onu çağırttı fakat, adam bulunamadı. Hz. Ömer (r.a): "Bu gelen Hızır'dı (a.s) bize uyarı için gelmişti." dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v):"Görevinin hakkını yerine getirmeyen amirlere, başkanlara ve yardımcılarına yazıklar olsun. Onlar kıyamet günü saçlarının perçeminden tavana asılırlar, daha sonra cehenneme sürülürler. Bu azabı görünce: 'Keşke hiç başkanlık yapmasaydık' derler’ demiştir.

"Öşür (Topraktan elde edilen mahsulün belirli bir kısmının zekat olarak verilmesi) işlerine memur edilen kişi, kıyamet günü elleri boynuna bağlı olarak getirilir; görevinde dürüst ve adil davranmış ise elleri çözülür, yoksa daha sıkı bağlanır ve hesaba çekilir.

Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: "Yerdeki hâkim, gökteki hâkimle (Yüce Allah ile) karşılaştığında vay hâline! Yalnız; halkına adil davranan, hak ile hükmeden, nefsine uymayan, akrabalarına meyletmeyen, korkudan veya (dünya servetine olan) aç gözlülüğünden dolayı hüküm değiştirmeyen, Allah'ın (c.c) kitabını ayna kabul edip, gözünü ondan ayırmayan ve onda olan ile amel eden hâkim bunun dışındadır."

Liderlerin Yüce Allah'ın huzurundaki durumu hakkında Resûlullah Efendimiz {s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Başkanlar kıyamet günü Allah'ın (c.c) huzuruna getirilir. Allah (c.c):

- Sizler benim yeryüzünde yarattıklarımın çobanları, mülkümün emanetçileri idiniz, buyurur ve sultanlardan birisine:

- Niçin kullarıma emrettiğim cezadan daha fazla ceza verdin? diye sorar; sultan:

- Ey Rabbim! Onlar sana âsi oldular, der. Cenab-ı Hakk:

- Senin kızgınlığının benimkinden daha fazla olması gerekmezi der. Daha sonra bir diğerine:

- Niçin kullarıma benim emrettiğim cezadan daha azını uyguladın? diye sorar; o:

- Ey Rabbim onlara merhamet ettim, diye karşılık verir. Cenab-ı Hakk:

- Sen nasıl benden daha merhametli olabilirsin? der ve meleklerine:

- Benim hükmümü fazlalaştıran ve noksanlaştıran bu kimseleri alın cehennemin derinliklerine atın, buyurur.

Sahabelerden Huzeyfe b. Yeman (r.a) der ki: "Salih olsun, olmasın, idarecilerden hiçbirine övgülerde bulunmam. Çünkü ben Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle derken işittim:

'Kıyamet günü adil ve zalim liderler getirilir; Sırat köprüsünün üzerinde durdurulur. Hüküm vermede zulüm edenleri, rüşvet alanları, hasımlardan birisinin ifâdesine kulak verip diğerini dinlemeyenleri sallandırıp düşürmesi için Sırat'a emredilir. Bu emri alan Sırat da onları düşürür. Bunlar, cehennemin dibine varıncaya kadar yetmiş sene aşağıya düşerler.™

Şöyle anlatılır: Davud (a.s) geceleri kimsenin kendisini tanıyamayacağı bir kıyafetle dışarı çıkar; karşılaştığı insanlardan Davud'un durumunu sorardı. Bir gece Cebrail (a.s) insan şekline bürünerek ona yaklaştı, Davud (a.s):

- Davud hakkında ne düşünüyorsun? diye sordu. Cebrail (a.s):

- Davud güzel bir kuldur fakat, kendi çalışmasından ve elinin emeğinden yemeyip devlet hazinesinden yiyor" dedi. Davud (a.s) ağlayarak geri döndü ve Rabbine şöyle yalvardı:

- Ey Rabbim! Bana, kendi el emeğimle karnımı doyuracağım bir şey öğret. Bunun üzerine Allah (c.c) ona zırh yapma sanatını öğretti.
Hz. Ömer (r.a), geceleri bekçilerle beraber dolaşırdı ve şöyle derdi: "Su kenarının yanında unutulan zayıf, çelimsiz bir keçinin hesabının benden sorulacağından korkarım."

Ey sultan, iyi bak! Hz. Ömer (r.a) nasıl adil ve ihtiyatlı davranıyor? Hiç kimsenin takvada kendisine yetişemeyeceği bu insan nasıl düşünüyor? Nasıl kıyamet gününden korkuyor? Siz ise halktan ve emriniz altındaki amirlerden gafil bir haldesiniz.

Abdullah b. Ömer (r.a) ve ailesinden bir gurup insan şöyle demişdir:

"Bizler, Hz. Ömer'i (r.a) rüyada görebilmek için hep Allah'a (c.c) dua ederdik. Ben onu ancak on iki sene sonra görebildim. Gördüğümde sanki gusül almış ve örtüye bürünmüş gibiydi. Ben:

"Ey Ömer! Rabbin yaptığın iyiliklere mükafat verdi mi?" diye sordum. O da bana:

"Abdullah! Sizden ayrılalı kaç sene oldu?" diye sordu. Ben de:

"On iki sene" dedim. Bana şöyle dedi:

"Sizden ayrıldığım günden beri hesap vermekteyim. Korkuyorum ki helak olacağım. Ancak, Allah'ın (c.c) bağışlayıcı, merhametli, cömert ve ikram sahibi olduğuna inanıyorum."

İşte bu, Hz. Ömer'in (r.a) hâlidir. Onun dünyada başkanlıktan geriye bıraktığı kamçısından başka bir şeyi de yoktu.

Hikâye:

Rum Meliki Kayser ( Kayser: Roma, Germen ve Bizans imparatorlarına verilen bir isim ve lakaptır. Hz. Ömer (r.a) devrinde islam toprakları Bizans sınırlarına kadar genişlemişti. Bugünkü Anadolu olarak bilinen toprakların batı kısımları Rum diyarı olarak biliniyordu.), Hz Ömer'in (r.a) hâlini görmesi ve onun yaptıklarını araştırması için bir elçi gönderdi. Elçi Medine'ye girince halka: "Padişahınız nerededir?" diye sordu. Halk: "Bizim padişahımız yoktur, emirimiz vardır; fakat şimdi Medine'nin dışındadır" dedi. Elçi Hz. Ömer'i aramaya çıktı; onu, güneşin altında, sıcak kumların üzerinde, kamçısını yastık yaparak başının altına koymuş, başından akan terler, kumları ıslatır bir halde buldu. Onu bu halde görür görmez kalbine bir titreme girdi ve kendi kendine:

"Yeryüzündeki bütün padişahların kendisinden korktuğu birisi nasıl böyle tek başına olabilir? Ey Ömer! Sen adilsin, onun için bütün korkulardan eminsin. Bu sebeple rahat rahat uyuyabiliyorsun. Bizim padişahlarımız ise zulüm ediyorlar. Onlar devamlı korku içerisindedirler. Ben şehadet ederim ki. sizin dininiz haktır. Şayet elçi olarak gönderilmeseydim, elbette müslüman olurdum.
Fakat ileride geri döneceğim ve müslüman olacağım" dedi.

Ey sultan! Liderliğin tehlikesi büyük, fitneleri ise çoktur. Bu hususta açıklama uzundur. Unutma! Lider kişinin dünya ve ahiretteki emniyeti, gerçek din alimleriyle beraber hareket etmesine bağlıdır.


İkinci Esas - Alimlerle Birlikte Hareket Etmek

Üçüncü Esas - İdarecinin Adaleti

Dördüncü Esas - İdarecinin Öfkelenmemesi

Beşinci Esas - İdarecinin Merhameti

Altıncı Esas - Halkın İhtiyaçlarıyla İlgilenmek

Yedinci Esas - İsraftan Sakınmak

Sekizinci Esas - Şefkat ve Lütufla Davranmak

Dokuzuncu Esas - Övgülere Aldanmamak

Onuncu Esas - Allah Rızası İçin İş Yapmak



Kaynak: İmam'ı Gazali - Yöneticilere Altın Öğütler (Et-Tıbru'l-Mesbûk Fî Nasîhati'l-Mülûk)

1 Yorum

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP